<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Türk Keyif  Paylaştıkca Keyif Veren Mekan</title>
		<link>http://www.turkkeyif.org</link>
		<description>Türk keyif ,  Bilgi, internet, muhabbet, müzik, spor, edebiyat, forum, sohbet, geyik Aradiginiz Her Şeyin paylaşıldığı forum sitesi.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 10:44:11 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.turkkeyif.org/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Türk Keyif  Paylaştıkca Keyif Veren Mekan</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org</link>
		</image>
		<item>
			<title>muhasebe staj defteri</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/lise-bilgileri/153801-muhasebe-staj-defteri.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 14:18:09 GMT</pubDate>
			<description>günlük şeklinde tutulan 50 günlük büro muhasebe staj defteri örneği lazım yardımcı olursanız sevinirim.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>günlük şeklinde tutulan 50 günlük büro muhasebe staj defteri örneği lazım yardımcı olursanız sevinirim.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/lise-bilgileri/">Lise Bilgileri</category>
			<dc:creator>sertcio</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/lise-bilgileri/153801-muhasebe-staj-defteri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Silahlara Veda Roman Özeti Ernest HEMINGWAY</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153800-silahlara-veda-roman-ozeti-ernest-hemingway.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 08:44:53 GMT</pubDate>
			<description>Silahlara Veda Roman Özeti Ernest HEMINGWAY 
 
Silahlara veda isimli Kitabın özeti aşağıda yer almaktadır. 
 
1. KİTABIN KONUSU : 
 Birinci Dünya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Silahlara Veda Roman Özeti Ernest HEMINGWAY</i><br />
<br />
Silahlara veda isimli Kitabın özeti aşağıda yer almaktadır.<br />
<br />
1. KİTABIN KONUSU :<br />
 Birinci Dünya Savaşında bulunan bir askerin başından geçen olaylar.<br />
<br />
2. KİTABIN ÖZETİ :<br />
<br />
Teğmen Frederic Henry , İtalyan sınırında ,bir İtalyan ambulans birliğinde çalışan genç bir Amerikalıydı. Yeni bir saldırı başlamak üzeredir. Henry izinden karargaha döndüğünde arkadaşı teğmen Rinaldi, İngilizlerin orada yeni bir hastahane kurmak için birkaç İngiliz hemşire gönderdiklerini söyler. Sonra da Henry&#8217; i Catherina Barkley adındaki hemşireyle tanıştırır.<br />
Henry , işten vakit bulabildikçe, Catherine&#8217;i görmeye gitmektedir. Bu içtenlikli tavırlı İngiliz kızından hoşlanmakta ise de ona aşık değildir. Henry, cepheye gitmeden önce genç hemşire, kendisine bir madalyon verir.<br />
Milano&#8217;da doktorun Henry&#8217;yi muayene etmesine fırsat kalmadan hemşireler, genç adamın içki içmesini yasak etmişlerdir ama genç adam bir kapıcıyı kandırarak gizlice içki aldırtıp yatağının altına saklar. Catherine Barkley de Milano&#8217;daki hastaneye gelmiştir.Henry ona aşık olduğunu hatırlar.Doktorlar, Henry&#8217;yi dizinden ameliyat etmeden önce, altı ay sırtüstü yatakta yatması gerektiğini söylerler. Henry, ameliyatı ertesi günü yapabileceğini söyleyen bir başka doktora muayene olmak ister, bu arada Catherine de işlerini bol bol Henry&#8217;nin yanında kalabilecek şekilde ayarlamaktadır.<br />
<br />
Ameliyat&#8217;tan sonra Henry ,Milano&#8217;da bir zaman daha kalır. Catherine de onun yanındadır.Lokantalara gidip yemek yerler , araba gezintileri yaparlar. Henry geceleri yalnızlıktan sıkılmakta ,huzuru kaçmaktadır.Catherine sık sık odasına gelip geceyi onunla birlikte geçirmeye başlamıştır.<br />
Yaz yerini sonbahara bırakmış, Henry&#8217; nin yaraları iyileşmiştir.Ekim&#8217; de Henry hastahaneden çıkıp iyileşme devrini izinli olarak dışarıda geçirecektir.Catherine&#8217; le Henry , izni birlikte geçirmeyi tasarlamaktadırlar. Ama genç adam, hastahaneden çıkmadan yeniden yaraları açılır. Başhemşire Henry&#8217; nin hastahaneden taburcu edilmemek için bile bile içki içip yaraların azmasına neden olduğunu ileri sürer. Henry cepheye gitmeden önce Catherine&#8217; le birlikte geceyi bir otel odasında geçirirler.Genç kız ona hamile olduğunu söyler .<br />
Henry cepheye döner, üç ambulansı hastahane malzemesiyle doldurup güneye, Po vadisine gitme emrini almıştır.Askerlerin morali çok bozuktur. Rinaldi , Henry &#8216; nin dizinde yapılan ameliyatın başarılı olduğunu sürer. Henry&#8217;nin daha nikahlanmadan evli bir erkek gibi davranmaya başladığını söyler. Cephede , İtalyanlar Alman birliklerinin Avusturya birliklerini takviye ettiğini öğrenince Caporetto&#8217; dan geri çekilmeye başlarlar. Bu, tarihin en korkunç geri çekilmelerinden biridir. Henry hastahane malzemesiyle yüklü ambulanslardan birini kullanmaktadır.Güneye doğru geri çekilirlerken ambulans yoldaki tıkanıklık yüzünden uzun zaman beklemek zorunda kalır. Henry, yolda iki İtalyan çavuşunu arabaya alır. Gece şiddetli yağan yağmur altında geri çekilme harekatı saatlerce devam eder.<br />
Şafak sökerken Henry Udine&#8217;e daha çabuk varabilmek amacıyla kestirme yollardn birine sapar . Ambulans yolun çamurlarına saplanır. Çavuşlar arbadan inip yalnızca yollarına devam etmek isteseler de Henry onlara arabanın çamurdan çıkarılmasına yardım etmelerini söyler.Çavuşlar buna yanaşmazlar ve kaçarlar. Henry ateş edip bir tanesini yaralar. Öbürü tarlalara doğru kaçarak kurtulur. Henry&#8217;nin yanında yürüyen bir İtalyan ambulans şoförü, yaralı bir İtalyanı başının arkasından vurarak öldürür. Henry ve üç arkadaşı yürüyerek Udine&#8217;nin yolunu tutarlar. Udine karşıdan göründüğü sırada Henry&#8217;nin grubundaki askerlerden biri bir, İtalyaan , kurşunuyla ölür. Öbürleri bir ahırda saklanıp ortalıktan el ayak çekildikten sonra tekrar yola koyulurlar. Udine&#8217; nin içinden geçip Taglimento nehrine doğru uzanmakta olan askerlere yetişeceklerdir.<br />
Artık İtayan ordusu tam bir keşmekeş içinde bulunmaktadırlar, Askerler silahlarını yere fırlatmakta, subaylar hırsla apoletlerini söküp atmaktadırlar. Taglimento nehrinin üzerinden geçen tahta köprünün öbür yanında bir askeri mahkeme kurulmuştur.Orduya ve rütbeye hakaret eden subaylar hemen muhakeme edilip kurşuna dizilmektedirler. Henry&#8217; de bunların arasındadır, ama bir kolayını bulup nehre atlayarak kurtulur. Venedik ovasına yürüyerek geçer, sonra bir yük trenine atlayıp Milano&#8217;ya gelir.Yattığı hastahaneye uğrar , İngiliz hemşirelerin Stresa&#8217; ya gönderildiklerini öğrenir.<br />
Caporetto &#8216; dan geri çekildikleri sırada Henry, silahlara veda etmiştir. Milano&#8217; da bir Amerikan arkadaşından sivil elbiseler satın alır. Trenle Stresa&#8217; ya gider, orada izine çıkmış olan Catherine&#8217; i bulur. Henry&#8217; i kaldığı otelin barmeni , resmi makamların onu orduyu terk suçundan ertesi sabah tevkife hazırladıklarını haber verir. Onlara sandalını kiralamayı önerir. Bununla Catherine ve Henry İsviçre&#8217; ye geçebilirdi. Henry , bütün gece kürek çeker. Sabahlayin elleri yara bere içindedir , öyleki ,kürek çekmek şöyle dursun , küreklere dokunmasına bile imkan yoktur. Henry&#8217; nin karşı koymasına aldırmadan Catherine küreğe geçer. Sağsalim İsviçre&#8217; varırlar, hemen tutuklanırlar. Henry , kürek çekmesini seven bir sporcu olduğunu ve kış sporları yapmak için İsviçre&#8217; ye geldiklerini söyler. Henry&#8217; le Catherina&#8217; nin tamam oluşu, başlarının derde girmesini önler.<br />
Sonbaharın geri kalan günlerinde ve kışın Montreux dolaylarında bir otelde kalırlar. Evlenme işini de konuşurlar, ama Catherine çocuğunu dünyaya getirmedikçe nikah memurunun karşısına çıkmak istemez.Kayak yaparlar , gezerler, gelecek için güzel şeyler düşlerler.<br />
Catherine&#8217; nin doğum yapacağı zaman yaklaşınca bir hastahaneye yakın yerde bulunmak amacıyla Lusanne&#8217; ye giderler. İlkbaharda Montreux&#8217; ye dönmeyi düşünürler. Hastahanede Catherine&#8217; in sancıları çok fazla olduğu için doktor, onu bayıltmak zorunda kalmıştır. Saatlerce süren sancılardan sonra Catherine ölü bir çocuk dünyaya getirir. Hemşire, Henry&#8217; i karnını doyurması için dışarıya göndermiştir. Tekrar hastahaneye döndüğü zaman Catherine&#8217; in bir kanama geçirdiğini öğrenir. Odasına gidip Catherine&#8217; ölünceye kadar onun yanında kalır.Henry&#8217; nin yapacağı bir şey yoktur, konuşacak bir kimsesi, gidecek bir yeri de yoktur. Catherine ölmüştür artık. Hastahaneden çıkar ağır ağır oteline doğru yürür. Yağmur yağmaktadır.<br />
<br />
3.KİTABIN ANA FİKRİ : Ölüm denilen gerçek anlaşılırsa, hayatın yaşanmaya değer güzellikte olduğu ve önemli anları bullunduğu.<br />
<br />
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :<br />
<br />
Teğmen Frederic HENRY : Birinci Dünya Savaşın da cesurca savaşan bir Amerikan askeri.<br />
<br />
Teğmen Rinaldi : Henry&#8217; e her zaman destek çıkan kahraman bir asker ve iyi bir dost.<br />
<br />
Catherine BARKLEY : Her konuda sevdiği kişi için her şeyi yapabilecek bir kız.<br />
<br />
CAPORETTO : İtalyan birliklerinin Alman birlikleri saldırısı sonucu terk ettikleri yer.<br />
<br />
UDINE : Savaş sırasında Henry&#8217; nin ulaşmaya çalıştığı yer.<br />
<br />
STRESA : Catherine&#8217; nin işi gereği gönderildiği yer.<br />
<br />
İTALYA : İtalya sınırında Henry o sıralar çalışmaktadır.<br />
<br />
MONTREUX : Henry ile Catherine&#8217; nin tatil yapmak için gittikleri yer .<br />
<br />
LUSANNE : Catherine&#8217; nin doğum yaptığı yer.<br />
<br />
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Bu eseri okurken insan adeta kendini kaybediyor o yılları sanki kendisi yaşıyormuş gibi oluyor.<br />
<br />
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :<br />
<br />
1899&#8217; da doğdu. Babası sporla da uğraşan bir doktordu. Ernest&#8217; in de kendisi gibi doktor olmasını istiyordu. Orta öğrenimini tamamladıktan sonra &#8216; City Kansas Star &#8216; gazetesinde iş buldu; iki ay sonra da bu işi bırakarak İtalya&#8217; ya gitti. Birinci Dünya Savaşı na katıldı. Bu günlerin ürünü olarak da &#8216; Silahlara Veda &#8216; adlı romanını yazdı. 1919&#8217; da ağır yaralandı. Amerika&#8217; ya giderek Toronto Star gazetesinde yazmaya başladı; gazetesi tarafından muhabir olarak Ortadoğu&#8217; ya gönderldi. Bir süre Paris&#8217; te yaşadı.İspanya iç savaşının başladığı 1936 yılında da İspanya&#8217;ya gitti. Eserlerinde gezip gördüğü yerleri iyi bir gözlemin sonucu olarak vermesini bildi. Rmanlarının yanı sıra hikayeleriyle ün saldı.Amerikan hikayeciliğinde gerçekciliğin öncüsü oldu. İhtiyar Balıkçı adlı eseriyle Nobel Ödülü&#8217; nü kazandı.<br />
<br />
ESERLERİ : Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Afrikan&#8217; nın Yeşil Tepeleri, İhtiyar Adam ve Deniz, Ya Hep Ya Hiç, Güneş de Doğar, Paris Bir Şenliktir, Irmağın Ötesi.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153800-silahlara-veda-roman-ozeti-ernest-hemingway.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sinekli Bakkal Roman Özeti Halide Edib Adıvar</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153799-sinekli-bakkal-roman-ozeti-halide-edib-adivar.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 08:16:52 GMT</pubDate>
			<description>Sinekli Bakkal Roman Özeti Halide Edib Adıvar 
 
Atv Ekranlarında daha önce dizisi çevrilen ve tutulamayan Romanın sonunu bilmeyenler için özetini...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Sinekli Bakkal Roman Özeti Halide Edib Adıvar</i><br />
<br />
Atv Ekranlarında daha önce dizisi çevrilen ve tutulamayan Romanın sonunu bilmeyenler için özetini sizlerle paylaşmak istedim.<br />
<br />
OLAY ÖRGÜSÜ: Roman iki ana kısımdan oluşuyor. Birinci kısım kendi içinde yirmi yedi bölüm halindedir. İkinci kısım ise kendi içinde yirmi üç bölümden oluşuyor.<br />
<br />
Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasal,toplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II.Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia&#8217;nın hayat hikayesi daha ön plandadır. Romanın ilk bölümünde daha çok ve karışık olaylar birbiri ardınca anlatılıyor; bu bölüm çözülecek olan bir düğüm şeklinde son buluyor. İkinci bölümde olay daha özele iniyor; daha yavaş bir şekilde Rabia&#8217;nın hayatı anlatılıyor. Romanın sonu hızlı bir şekilde ve çözüme ulaşarak bitiyor. Yazar,bu romanda kendi inandığı felsefeyi, değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatıyor. Romanda zamana,reel hayata göre ya da bize göre ters gelen ve eleştirilecek noktalar olabilir; fakat bence önemli olan yazarın kendi görüşlerini ve kendi doğrularını güzel bir şekilde sunabilmiş olması ve bu sunumun en çok basılan-okunan romanlardan olabilmesidir.<br />
<br />
Halide Edip&#8217;e göre medeni bir kadın iyi bir eğitimden geçmeli,dil öğrenmeli,spor yapmalı; toplum içinde çok rahat kendini ifade edebilmelidir. Romanın baş kahramanı olan Rabia da o dönemin şartlarına göre toplum içinde kendini çok rahatlıkla ifade edebilen her kesim tarafından sevilen ve saygı duyulan bir kadındır. Meselelerde bahsettiğim gibi bu roman,kendince, &#8220;olması gerekenleri&#8221; ve pek çok konudaki ideallerini,belki de bir nevi &#8220;simeranya&#8221;sının ipuçlarını yansıtıyor.<br />
<br />
*ZAMAN: Bu roman II.Abdülhamit zamanında geçiyor (33 sene) . Roman,Sinekli Bakkal&#8217;ın tanıtımı ve Emine ile Tevfik&#8217;in çocukluklarıyla başlar. Çocuklukları gibi evlilik dönemi de kısaca anlatılır. Bu dönemi yaklaşık olarak 15-20 sene kadar düşünebiliriz. Rabia&#8217;nın doğumuyla(herhalde 1886 yılında) birlikte onun hayatı çevresinde diğer hayatlar da müşterek olarak anlatılıyor. Rabia&#8217;nın hayatını zamanı hesaplamak için düşünecek olursak; bir ara evlendiklerinden sonra Osman,Rabia&#8217;nın yirmi bir yaşlarında kendisinin ise kırklarında olduğunu dile getirir.(Rabia,on bir yaşlarında hıfzını tamamlamıştı; yaklaşık bu yaşlarında Peregrini ile onu tanıştırıyorlar; Peregrini bu tarihte otuz yaşında olmalıdır.) Buradan da Rabia ile geçen süreyi 22 sene kadar sayabiliriz. (1 Mayıs 1907 evlendikleri tarih; 21 Aralık 1907 doğum gecesi) .. 23 Temmuz 1908&#8217;de ihtilal oluyor; bu tarihten bir müddet sonra da sürgünlerin döndüğünü düşünebiliriz. Bizlerin okurken tanık olduğumuz yaklaşık 40-50 yıllık bir zaman&#8230;Halide Edip,romanda klasik tarzda yazmıştır; roman zamanında da klasik tarzı görebiliyoruz.<br />
<br />
*Halide Edip,romanı 1935 yılında yazmıştır. Kendisi de Abdülhamit döneminde yaşamış,hatta çevirisi sebebiyle ondan Şefkat Nişanı almıştır. Yani o dönemleri (kendince) iyi bilmektedir. Bunu romanın arka planındaki,dönemin gelişmelerinde hissedebiliyoruz. Romanlarında tam olmasa da kendi hayatından parçalara rastladığımız yazarın,bu romanında da pek çok bağlantı bulabiliyoruz.<br />
<br />
*MEKAN: Mekan bütün olarak İstanbul&#8217;dur. Ama romanın esas mekanı Sinekli Bakkal sokağı ve mahallesidir. Halide Edip&#8217;in hayatını incelerken 1913 yılında Evkaf Kız Mektepleri umumi müfettişliği ile vazifeliyken her hafta fakir mahalleleri,bilhassa Sinekli Bakkal&#8217;ı ziyaret ettiği dikkatimizi çekmişti. Büyük bir ihtimalle bu gezileri esnasındaki izlenimleri 1935 yılında yazdığı bu romanında kullanılmış olmalıdır.<br />
<br />
Sinekli Bakkal Sokağı, Aksaray civarında dar bir sokaktır. 16 Aralık 1999 tarihli bir gazete haberinde belirtildiğine göre; Aksaray&#8217;dan Haseki Hastanesi&#8217;ne doğru dönünce ikiye ayrılan yolun solunda,sağdaki son sokak bugün görünüş olarak çok değişmekle birlikte; adı Sinekli Bahçe Sokağı imiş. Sinekli Bakkal; bakkalıyla, kahvesiyle, ahşap evleriyle, çeşmesiyle tam anlamıyla halka ait bir muhittir. İstanbul&#8217;un bu mekanı halkı ve halk kültürünü temsil etmektedir. Bununla birlikte Boğaziçi, Bebek, Beyoğlu, Çamlıca, Galata Köprüsü,Haliç ise gezinti yerleri, konakları, bonmarşeleri ile yeni ve zengin İstanbul&#8217;u temsil ediyor. Ayrıca mekanda da doğu-batı; eski-yeni meselesiyle karşılaşıyoruz. Rabia&#8217;nın mekandaki güzellik anlayışı; genişlik,ışık,açıklık,sadelik ile anlatılırken,Osman&#8217;ınki ise daha karışık,daha zıt unsurların birleşmesiyle oluşan bir güzellik anlayışıdır.<br />
<br />
Ayrıca bahçe tasvirleri de oldukça yer tutmaktadır. Diğer meselelerde olduğu gibi mekanda da önce zıtlıklar gözümüze çarpıyor; bu zıtlıklarda sentez ise İmam&#8217;ın üç katlı evinin tamirden sonraki halinde yapılmıştır. Romanda açık alanlarda kapalı alanlar da bulunuyor,ama geneli dikkate alınırsa kapalı alanlar daha çok; ev,konak,bakkal gibi.<br />
<br />
*BAKIŞ AÇISI: Romanda &#8220;hakim bakış açısı&#8221; vardır. Dönemin fiziki,pikolojik şartlarını iyi bilen; mekanı tanıyan; romandaki her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan bir anlatıcı-yazar göze çarpmaktadır. Sinekli Bakkal&#8217;ın Halide Edip&#8217;in üçüncü tür olan &#8220;töre romanları&#8221;na girdiğini daha önce belirtmiştik. Böyle bir romanda ise okuyucunun güvenebileceği,anlatılanlar konusunda tecrübeli olduğunu hissedebileceğimiz bir bakış açısı kullanılmıştır. Fakat yazar,anlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.<br />
<br />
*KİŞİLER:<br />
<br />
RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine&#8217;nin terbiyesinde geçmiştir. Akranları gibi yedi yaşında ev işlerini güzel bir şekilde yapabiliyordu. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; kızından dolayı mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. On bir yaşında hıfzını dedesine dinletmiştir. İstanbul&#8217;un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede&#8217;den ders almaya başlar; kısa sürede tef,ud,kanun gibi alaturka sazları süratle ve kabiliyetle öğrenmiştir. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Daha sonra Peregrini&#8217;den de batı müziği dersleri almaya başlamıştır ve bunda da başarılı olmuştur. Hatta doğu ve batı müziğini kendi üslubunda sentezlemiştir. Vehbi Dede ile tanıştıktan sonra dedesinin korkutucu din öğretilerinden bir nebze mevleviliğin yumuşaklığına doğru kaysa da hayatının pek çok anında dedesinin etkisi ön plana çıkmıştır. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkar yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu simasına da yansımıştır.<br />
<br />
Peregrini&#8217;nin gözlemlerinden çıkardığımıza göre de; &#8221;tabiatında riyazete temayül,manevi bir perhizkarlık,süratle düşünüp salim kararlar alma kabiliyeti&#8221; vardı. Ayrıca &#8220;fikirlerinden ziyade insanlara,yaşayan şeylere bağlı,sevdiği vakit ölüme kadar seven, en küçük bir şefkat tecellisiyle kalbi atan bir kadın olacağı&#8221; çocukluğundan anlaşılıyordu. Sanat zevki &#8220;herhangi bir üstadı tatmin edecek kadar dürüst ve salim&#8221; idi.<br />
<br />
Karar verdi mi peşine bırakmayan; kendisine ihtiyacı olanlara yardımsever ve vefakar; onurlu ve Sinekli Bakkal&#8217;a-köklerine her şeyiyle bağlıdır. Aynı zamanda &#8220;giydiği her kıyafete şahsiyetinden bir şeyler katan&#8221; bir özelliği vardır. Uyuşamadığı noktalarda,münakaşa esnasında,inatçı ve kesinlikle cevap vermeyen bir yapıya sahip; aynı zamanda kabullenmediği şeyleri asla yapmayacak kadar inatçı ve güçlü. Açıklayamadığı ve gücünün yetmediği konularda kadere,alınyazısına son derece bağlı. Analık sevki tabiisi çok güçlü. Ruhi olarak cinsi buhranları yok. Rabia için Rakım&#8217;ın kullandığı; &#8221;kız değil,sanki tılsımlı kuyu. İçine mazaallah ayağı kayıp düşeni dünyanın çengeli çekip çıkaramaz.&#8221; (s.317) tabiri de roman içinde onun yerini iyi ifade eden bir tamlamadır. Olumlu özelliklerin çoğunu kendinde toplamış bir kadın tiplemesidir. Eserde diğer bütün hayatlar onun hayatı etrafında ortak bir şekilde anlatılmaktadır. Doğuyu,halk kültürünü; fakat batıyla senteze ulaşabilmiş ve batıya pek çok şeyini kabul ettirebilmiş bir doğuyu temsil ediyor.<br />
<br />
*PEREGRİNİ=OSMAN: Peregrini,Garp müziğinin üstadı olan,kulağı çok hassas bir müzik hocası. Ateşli ve heyecanlı bir yapıya sahip. Felsefeyi,fikri tartışmaları ve konuşmayı çok seviyor. Babası soylu bir İspanyol,fakat o babasını tanımıyor; annesi tarafından büyütülmüş. Annesi ise Papa İtalyalı olduğu için oranın milliyetine geçecek kadar dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi.Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarak,yirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçer,ismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar. Kendisinin üç şahsiyeti olduğuna inanır; birincisi dimağı,ikincisi ruhu,üçüncüsü de kalbi.<br />
<br />
Rabia&#8217;yı tanıştıklarından itibaren en çok tahlil eden kişi. Tahlil,gözlem onun için çok önemli; bu bir bölümde şu şekilde dile getiriliyor; &#8221;Osman,bir insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için diri bir göğsü yarıp açmaya razı olacak kadar fikri tecessüsün esiri.&#8221;(s.357) Bu özelliği de onun Garp çocuğu olmasıyla irtibatlandırılıyor. Sürekli soru soran ve öğrenmeye hevesli bir yapısı var.Rabia&#8217;yı gerçekten seviyor ve ona saygı duyuyor; çok zengin ve asil bir aileden olsa bile sırf bu sevgisinden dolayı her şeyi geride bırakıp Rabia&#8217;nın istediği hayatı kabul ediyor. Zaman zaman alıştığı yaşantının çok dışındaki bu hayattan dolayı sıkıntı çekse de Rabia&#8217;ya olan bağlılığıyla ve çevresindekilerin ona gösterdiği alaka ile bu yeni hayatına uyum sağlıyor. Yeni evlerine taşındıktan sonra ancak kendine özel bir çalışma odası ayırıp,orada yapmak istediği beste ile uğraşabiliyor. &#8220;Tılsımlı kuyu&#8221; operası da aynı zamanda Rabia ile Osman sentezinin canlı bir göstergesi oluyor. Peregrini olarak başladığı yolu Osman olarak noktalayan kahraman olumlu ve yuvarlak bir karakterdir. Batıyı,yeniyi; ama doğuyla senteze ulaşabilmiş,doğuyla birleşmesi neticesinde olumlu özelliklerini arttırmış bir batıyı temsil ediyor.<br />
<br />
*VEHBİ DEDE: Dini,ama bilhassa tasavvufu temsil ediyor. O,romanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıp,kendini her yönde geliştirir. Peregrini&#8217;nin Osman&#8217;a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür. Hasılı Dede ve temsil ettiği felsefe romanda sorun-problem-anlaşmazlık olan her yerde çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunların yanında insani özelliklerden soyutlanmış bir karakter değildir. Tam aksi birebir hayatın her alanında olan bir karakterdir. Felsefenin dışında pek çok telli saza ve neye vakıf bir alaturka musiki hocasıdır. İnsanların kızını,bütün ailesini güvenerek teslim ettiği,emanet ettiği bir güven kapısıdır. Ayrıca insanların rahatlıkla sırlarını,dertlerini de paylaştığı bir kişidir. Her olaya daima yumuşak bir tavırla yaklaşır. Kainatta gerçekleşen her hadiseye esas kudretin gölgeleri nazarıyla bakabilir ve bunu yanındakilere de izah etmeye gayret gösterir. İnsana huzur veren bir yapısı vardır; hem iç alemiyle hem de dış görünüşüyle. Mütevazi, az söyleyen ve çok perhizkar bir şekilde yaşayan; sakin ve telaşsız bir yapıya sahip.<br />
<br />
*TEVFİK=KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. &#8220;Yürüyüp söylemeye başladığı andan itibaren herkesin taklidini yapmış bütün mahalleyi güldürmüş&#8221;(s.13) : &#8221;bütün havailiklerine rağmen İstanbul&#8217;un hudai nabit yetiştirdiği halk sanatkarlarının hususiyetlerini gösteren&#8221; (s.13) birisi. Çocukluğundan itibaren hem fiziki özellikleriyle hem de sanatçı yönüyle ön planda olmuş. Çocukluğu yeğeni olduğu İstanbul Bakkaliyesi sahibi Mustafa Efendi&#8217;nin yanında geçiyor. Paraya önem vermiyor ve mahallenin daha ziyade fakirleriyle arkadaş. Tembel ve çocuk ruhlu,neşeli,oyunu seviyor. Elleri kağıt parçalarına can veren bir çevikliğe sahip. Sesini,mimiklerini kullanma da oldukça usta. Tevfik&#8217;in dinle ilgisi ve bağlantısı yok; içki içen,ilk sürgününde eğlence hayatını yaşamış birisi. Ona göre sanat; yazılı değil,her an değişen hayattadır. Paraya hiç kıymet vermiyor. Sevdiği kişi,arkadaşı,dostu için cezaya ve canını bile vermeye razı olacak kadar sadık ve cesaretli bir yapıya sahip.<br />
<br />
*İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı. Mahalle sakinleri tarafından pinti ve hasis olarak biliniyor. Paraya ve mevkiye düşkün; para için jurnalcilik yapabilen biri. Görünüşünde ve konuşmasında heybet var. Vaazlarında cehennemi daha parlak ve canlı olarak anlatıyor. Hazza ve sevince,umum hayat tecellisine karşı dinmeyen bir kin ve affetmeyen bir düşmanlığı herkese öğretmeye çalışıyor. Hiç tebessüm etmeyen,gülmeyen biri. Yeni olan şeylere karşı. Bütün katılığına rağmen Vehbi Dede&#8217;ye evliya olarak bakıyor; ona saygı duyuyor. Kindar ve inatçı. Yaşlılığında bile rahmet,şefaat vadeden surelere bile kinini,insanları hiç affetmeyen nefretini karıştırıyor. Bütün mahalle halkını &#8220;cehennemlik&#8221; olarak görüyor. Sert,değişmeyen eskiyi temsil ediyor. İmam karakteri olarak olumsuz ve korkutucu bir tip.<br />
<br />
*EMİNE: İmam&#8217;ın kızı,Tevfik&#8217;in karısı ve Rabia&#8217;nın annesi. Çocukluğundan itibaren hamarat,titiz, mahalle çocuklarıyla oynamaya tenezzül etmeyen biri. Suratsız ve gülmeyen; İmam&#8217;ın akidesinin biricik timsali. On yedi yaşında Tevfik&#8217;e kaçıyor; Tevfik&#8217;in balmumu gibi kalıptan kalıba girmesinde ideal bir koca sezdiği ve ona oyunculuğu bırakacağına dair söz verdirttiği için onunla evleniyor. Kalbi kuru,kafası dar ve dilinin zehir gibi olmasının yanında kindar ve gururlu. İdeal olarak babasını düşünüyor. O da babası gibi paraya önem veriyor. Kendine göre olan namus anlayışı çok önemli. Tevfik&#8217;ten ayrıldıktan sonra ona sürekli beddua eden ve onu kötüleyen biri. Tevfik&#8217;ten ne kadar nefret etse de onu kendi malı gibi görüyor ve ona döneceğini düşünüyor. Asla affetmiyor. Kini ve üzüntüsüyle günden güne çöküp vefat ediyor.<br />
<br />
*SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı. Boş zamanlarında sigara iskemlesi,köşelik,arka kaşağı yapar. İyi bir aile babası ve karısına bağlı. Paşa,tamamen eski zaman adamı. Samimi ve kendi ölçüleriyle namuskar.<br />
<br />
*SABİHA HANIM: Selim Paşa&#8217;nın karısı. Bir yönüyle hayır sahibi,merhametli,bağış seven; sağ elinin verdiğini sol elinin duymadığı biri; diğer yönüyle de saza söze düşkün biridir.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153799-sinekli-bakkal-roman-ozeti-halide-edib-adivar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gelecek Zamanda Düşünmek Roman Özeti</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153798-gelecek-zamanda-dusunmek-roman-ozeti.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:48:19 GMT</pubDate>
			<description>Gelecek Zamanda Düşünmek Roman Özeti Jennifer JAMES 
 
Kitabın yayunlandığı Yayınevi ve Adresi Boyner Holding Yayınları, İstanbul 
Basım Yılı 1997 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Gelecek Zamanda Düşünmek Roman Özeti Jennifer JAMES<br />
</i><br />
Kitabın yayunlandığı Yayınevi ve Adresi Boyner Holding Yayınları, İstanbul<br />
Basım Yılı 1997<br />
<br />
KİTABIN ÖZETİ<br />
<br />
Yazar, yeni çağın liderlik becerileri üzerine bir araştırma ve derleme yaparak, bu becerilerin neler olduğunu tespite çalışmıştır. Araştırma, günümüzdeki yoğun rekabet ortamında, organizasyonların hayatta kalabilmesi için ihtiyaç duyacakları temel yönetim ve liderlik ilkelerine ışık tutması bakımından, her seviyede görev yapan yöneticilerin başarısında önemli bir rol oynayacak niteliktedir.<br />
<br />
Hızla değişen ve bizden önceki nesillere göre inanılamayacak kadar farklı olan dünyamızda, geçmişin yaklaşımları, paradigmaları ve problem çözme teknikleri ile başarılı olunmasına imkan olmadığı gibi bunların ısrarla kullanımları halinde de sonucun geçmişle kıyaslanamayacak kadar ağır olacağı, herkes tarafından görülmesi gereken bir gerçektir.<br />
<br />
Jennifer James, enformasyon çağında hızla globalleşen, farklılaşan, çok kültürlü, çok merkezli dünyada geleceği görebilmek için sahip olunması gereken özellikleri yeni çağın liderlik becerileri olarak ortaya koymaktadır. Jennifer James, değişimin doğasını anlamanın şimdi çok daha zor olduğunu belirtmekte ve bunun sebebinin de bir zamanlar çok belirgin olan işaret ve sinyallerin artık eskisi kadar kolay anlaşılamadığını, bunların değişimin doğasından kaynaklanan bir kamuflajla gizlendiğini belirtmektedir.<br />
<br />
Yazar, yeni çağın dinamik çevre şartlarında görev yapan ve yapacak olan liderlerin etkili olabilmeleri için geçmişteki liderlerden farklı olarak sahip olmaları gereken yeni liderlik becerilerini aşağıdaki şekilde ortaya koymaktadır;<br />
<br />
· Yeni bir gözle bakmak<br />
· Geleceği tanımak<br />
· Mit ve sembollerin gücünü kullanmak<br />
· Yanıt verme süresini hızlandırmak<br />
· Daha fazlasını ya da daha azıyla daha fazlasını yapmak<br />
· Aklın yeni biçimlerinde ustalaşmak<br />
· Çeşitlilikten yararlanmak<br />
<br />
Jennifer James, yeni bir gözle bakmak becerisini, perspektif ve paradigma ile açıklanmaktadır. Yeni bir gözle bakmak, geçmişimizin, mevcut bilgi ve kültür düzeyimizin, bizi gerçekleri algılamaktan alıkoymasını engellemek için çevreye ve kendimize karşı sorgulayıcı bir şekilde bakmayı gerektirir. Bunun için, birey eskiye ait doğru ve yanlış tüm kabullenmelerini yıkarak, mevcut duruma ve geleceğe karşı önyargısız ve koşulsuz bakabilmeyi bir alışkanlık haline getirebilmelidir. Doğru kabullenmelerin de sınanması gerekliliği, doğrunun göreceli ve dinamik yapısının, yeni doğruları tekeline almaması için yapılması gereken kritik bir sorgulama olacağı ortadadır.<br />
<br />
Jennifer James, geleceği tanıma çerçevesinde günümüzde yeni ürünlerin gelişimi ardında yatan itici kuvvetlerin etkisinden söz etmektedir. Bu itici kuvvetler, karmaşıklığın ve müşteriye göre özelleştirmenin artması, minyatürleştirme, çoklu görevlendirme ve akıl ve bedenlerimizin uyum yeteneğine gösterdiğimiz ilginin artması şeklinde sıralanmaktadır.<br />
<br />
Teknolojik değişme ve gelişmeler, insanların birbirleriyle olan iletişimini ve bunun doğal bir sonucu olarak da kişinin haberdarlık seviyesini arttırmıştır. Birey eskisinden daha fazla kişilik özelliklerini ön plana çıkartma çabasına girerken, bu yaklaşıma paralel olarak da, kişiliğinde diğer insanlara eskisinden daha fazla yer ayırır duruma gelmiştir. Bu aynı zamanda sistem anlayışının hayatımız üzerindeki etkilerinin bireyler tarafından her geçen gün daha anlaşılır hale gelmesinin de doğal bir sonucudur. Günümüzün ağır rekabet şartlarında ve eskiye nazaran yoğun fırsat ortamında başarılı ve mutlu olmayı ilke edinmiş her entelektüel insanın yapması ve sahip olması gereken şeyler bir hayli artmış olup, zaman ve yer sınırlaması bireyleri ve organizasyonları küçülerek büyümeye, çok yerde bir şey, bir yerde de çok şey olmaya itmeye başlamıştır.<br />
<br />
Mit ve sembollerin gücünü kullanmak, birinci beceride olduğu gibi çevreyi algılamamızla yakından ilgilidir. Jennifer James, karşıtlıklarda büyük bir yaratıcı gerilim olduğunu vurgulamaktadır. Beynin düşünme ve çalışma şekli dikkate alındığında, içsel bir uyum ve düzen yaratılması içgüdüsü Jennifer James&#8217;in bu tespitini destekler niteliktedir. Bu uyum arama güdüsü, uyumsuz gibi olan süreç ve nesneler üzerine yoğunlaştırıldığında daha yaratıcı ve alışılmadık fikir ve sonuçlara ulaşılabileceği ortadadır. Bu tespit bireyin ve organizasyonun başarı kriterleri arasına, kültür ve iletişimin bir sonucu olan mit ve sembollerin tümdengelimci bir mantık yaklaşımıyla, orijinal fikirlerin oluşturulmasında doğal bir yöntem olarak meydana gelme sürecindedir.<br />
<br />
Yanıt verme süresini hızlandırmak, dinamik çevre şartlarının beklenti ve ihtiyaçlarına doğru cevap vermenin bir gerekliliğidir. Hız ve doğruluk arasındaki ilişki, hızın doğruluk kavramının temel alt unsuru olmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzün yoğun değişim ve gelişim sürecinde doğru, hızlı olmak zorundadır, çünkü doğru sadece ve sadece ortaya konduğu anda en üst geçerlilik ve güvenirlilik seviyesindedir, bundan sonra geçen her süre zarfında geçerliliğini yitirecektir. Eğer geçerliliği oranında, hak etmese dahi, güvenirliliğini de yitirmez ise, işte o zaman tarihte çoğu yıkıma temel teşkil eden, geçmişin doğru-yanlışları ile, günümüzün değişken ortamında hayatta kalınamayacaktır.<br />
<br />
Daha fazlasını ya da daha azıyla daha fazlasını yapmak, azalan kıt kaynakların daha verimli kullanılması uğraşının bir sonucudur. Aklın yeni biçimlerinde ustalaşmak ve çeşitlilikten yararlanmak birbirlerini bütünleyen iki beceri türüdür. Aklın yeni biçimlerinde ustalaşmayı kendine görev edinmiş birey, yaşamında verimliği ön plana çıkartabilecek ve çevresinde var olan her nesne ve süreçten mümkün olduğunca fazla bir şekilde yararlanabilecektir.<br />
<br />
Başarılı olmanın bünyesinde, eskiye nazaran daha fazla değişken olduğu ve bu değişkenlerin sayılarının da her geçen gün daha da fazla olacağı, günümüzün hızla hem globalleşen hem de küçülerek büyüyen dünyamızın bir zorunluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu zorluklarla baş edilebilmesi yukarıda sözü edilen yeni liderlik becerileri ile sağlanabileceği gibi, bu değişim ve gelişimlerin sadece yakalanmasında değil yaratılmasında da bu becerilerin birer itici güç olacağı ortadadır.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153798-gelecek-zamanda-dusunmek-roman-ozeti.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hayvan Mezarlığı  Kitap Özeti Stephen KING</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153797-hayvan-mezarligi-kitap-ozeti-stephen-king.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:46:46 GMT</pubDate>
			<description>Hayvan Mezarlığı  Kitap Özeti Stephen KING 
 
Kitap Özetlerini sizlerle paylaşırken durmak yok ve son sürat roman özetlerini sizlerle paylaşıyoruz ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Hayvan Mezarlığı  Kitap Özeti Stephen KING</i><br />
<br />
Kitap Özetlerini sizlerle paylaşırken durmak yok ve son sürat roman özetlerini sizlerle paylaşıyoruz ve Bu Sefer Hayvan Mezarlığı Roman özetini sizlerle paylaşıyoruz ,<br />
<br />
1. Kitabın konusu: Büyülü bir hayvan mezarlığının Creed ailesi üzerindeki etkisi.<br />
<br />
2. Kitabın özeti:<br />
<br />
Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago&#8217;dan Ludlow&#8217;da ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve ailesi bir hafta sonu evlerinin bahçesinde oturuyorlardı, Jud aileyi görüp yanlarına gitti ve onlara yakında bulunan hayvan mezarlığını görmek isteyip istemediklerini sordu. Louis Eileen&#8217;nin çok istemesi üzerine teklifi kabul etti. Jud ve bütün aile yola koyuldular. Yarım saat sonra hayvan mezarlığına vardılar. Jud Louis ve ailesine, aşağıda bulunan kasabadaki çocukların hayvanları öldüğü zaman hayvanlarını buraya gömdüklerini söyledi. Hayvan mezarlığı çocuklar tarafından güzelce düzenlenmişti. Etraftaki gereksiz ot ve çalılıklar çocuklar tarafından koparılmıştı. Jud Eileen&#8217;i buraya tek başına gelmeye kalkışırsa ormanın içinde kaybolacağı konusunda uyardı. Hayvan mezarlığını gördükten sonra bütün aile ve Jud eve döndü. Evin kedisi Church kapının önünde Eileen&#8217;i bekliyordu aslında Church evin değil Eileen&#8217;in kedisiydi. Eileen kedisini o kadar çok seviyordu ki bazı akşamlar kedisi ile birlikte yatıyordu. Evi yerleştirme işi yaklaşık bir hafta sürdü ve daha sonra Louis asıl mesleği olan doktorluğa başladı. Yakında bulunan bir üniversitede rahatsızlanan öğrencileri tedavi ediyordu.<br />
Birgün kafası yarılmış Pascow adında bir öğrenci revire getirildi, fakat Louis daha öğrenciyi muayene edemeden öğrenci öldü. Daha ilk gününde böyle bir durumla karşılaşması Louis&#8217;i çok etkilemişti. Louis her akşam Jud&#8217;un yanına gidiyor, birkaç bira içip gündelik hayat hakkında konuşuyorlardı. Jud seksen yaşında o bölgenin en yaşlı insanıydı. Louis işe başladıktan birkaç ay sonra Rachel iki çocuğu ile Chicago&#8217;ya babasının yanına ziyarete gitti. Louis kayınbirader&#8217;i ile arası iyi olmadığı için ziyarete gitmedi. Ertesi sabah Jud Louis&#8217;i telefonla aradı ve church&#8217;un anayolun kenarında kımıldamadan durduğunu ve ölmüş olabileceğini söyledi. Louis kedinin yanına gitti ve kedinin bir kamyon çarpması sonucu öldüğünü anladı fakat kedinin öldüğünü Eileen&#8217;a söyleyemezdi. Eileen her akşam evi arayıp babası ile konuşuyor ve kedisinin nasıl olduğunu soruyordu. Jud bunları öğrenince Louis&#8217;e vakit kaybetmeden kediyi bir poşete koymasını, yanına bir kazma kürek alıp kendisini takip etmesini söyledi. Jud hayvan mezarlığı yoluna girdi ve hiç konuşmadan yoluna devan etti. Hayvan mezarlığını geçip farklı bir yola girdiler. Jud hala hiçbirşey konuşmuyordu ta ki ağaçlardan oluşan tepe gibi bir yere gelinceye kadar. Tepe ağaç dallarından oluşuyordu ve burayı aşmak çok zor görünüyordu. Jud Louis&#8217;e aşağı hiç bakmadan dümdüz yürümesini söyledi ve önden kendisi hareket etti. Tepede sihirli bir şeyler vardı. Jud zorlanmadan tepeye çıkabiliyordu. Daha sonra Louis de hareketlendi ve sanki birşeyler kendisini yukarıya doğru çekiyordu. Tepeyi kolayca aştılar ve aşağı indiler. Aşağı indiklerinde Jud Louis&#8217;e kedi için bir çukur kazmasını istedi. Louis hiçbirşey sormadan çukuru kazdı ve kediyi gömdü ve eve doğru yürümeye başladılar.<br />
Eve vardıklarında Jud kediyi gömdükleri yerin eskiden Kızılderelilerin toprakları olan büyülü bir yer olduğunu söyledi. Jud oraya gömülen hayvanların tekrar cankandığını fakat bazı özelliklerini kaybettiklerini söyledi. Jud da köpeği öldüğü zaman onu büyülü yere gömmüş ve köpek tekrar canlanmıştı, fakat toprak kokuyordu ve uyuz gibi davranıyordu. Eski hareketliliği kalmamıştı. Bazı arkadaşlarının hayvanları canlandıktan sonra çok değişmiş ve etrafa zarar vermişti. Büyülü hayvan mezarlığının sırrını kimse çözememişti. Louis, eğer kedi sabah döndüğünde etrafa zarar verirse onu tekrar öldürecekti, fakat eskisi gibi olusa öldürmeyecekti. En azından kedinin gerçek bir kopyası evde duracaktı. Eileen bunu farketse bile bu durum onu kedinin öldüğünü öğrenmesinden daha az etkileyecekti. Kedi eve eski hali ile dönmüştü. Jud&#8217;un söylediği gibi toprak kokuyor ve uyuz davranıyordu. Rachell ve çocuklar eve döndüklerinde Eileen kedideki değişimi farketti, fakat kedinin yaşlandığını düşünerek kimseye birşey sormadı. Artık kediyle yatmıyordu çünkü kedi sürekli toprak kokuyordu. Kısa süre sonra ailede bütün işler bir raya oturdu. Eileen her sabah okula gidiyor ve öğleden sonra geliyordu. Louis her sabah işe gidip akşam geliyordu ve üç yaşında olan Gage her gün biraz daha büyüyordu. Son günlerde babası ile sürekli kovalamaca oynuyorlardı. Bir hafta sonu bütün aile evlerinin bahçesinde piknik yapıyordu. Gage bir ara ailenin yanından uzaklaştı. Louis Gage&#8217;in uzaklaştığını farkedince arkasından durması için bağırdı ve arkasından koşmaya başladı. Gage anayola doğru ilerliyordu, babasının sesini duyunca kovalamaca oynadıklarını sanıp daha da hızlanmaya başladı. Louis oğlunun yola çıkmasını engelleyemedi ve Gage yola çıktığı anda bir tanker ona çarptı. Gage yirmi metre ileriye uçtu, narin başı vücudundan koptu.<br />
Louis ve ailesi bir hafta bu olayın şokundan kurtulamadı. Eileen kardeşinin fotoğrafını almış ve elinden hiç bırakmıyordu. Bir hafta sonra Gage&#8217;in cenaze töreni vardı. Cenaze töreni bittiğinde Louis&#8217;in kafası çok karışıktı. Gage&#8217;in yokluğuna kendisini alıştıramıyordu. Aklında sürekli hayvan mezarlığı fikri dolaşıyordu. Kediyi gömmüştü ve kedi tekrar canlanmıştı. Uyuz hareketleri ve toprak kokması dışında kötü bir tarafı yoktu. Ayrıca büyülü bir şey onu hayvan mezarlığına doğru çekiyordu. Uzun süre düşündükten sonra karısını ve kızını olayın şokunu üzerlerinden atmaları bahanesi ile Chicago&#8217;ya gönderdi ve oğlunu hayvan mezarlığına götürmeye karar verdi. Çok zor şartlar altında oğlunu mezarlıktan kaçırıp hayvan mezarlığına götürdü. Oğlunun ölümünden dokuz gün geçmişti. Eve döndüğünde vücudunun hiçbir yeri tutmuyordu. Sabah uyandığında Gage eğer etrafa zarar verirse ailesinin haberi olmadan onu öldürecekti. Yattı ve hemen uyudu. O gece Eileen ve Rachell Chicago&#8217;da bulunuyordu. Eileen rüyasında babası ile ilgili kötü bir rüya gördü ve annesinden babasının yanına gitmesini istedi. Rachell da Louis&#8217;in kendilerini evden uzaklaştırması konusunda süpheleri vardı ve hemen evi aramaya karar verdi. Evi aradı fakat kimse cevap vermiyordu, belirli peryotlarla tekrar aradı fakat cevap veren yoktu. O gece yola koyuldu ve sabaha doğru evin önüne vardı. Arabadan indiğinde Jud&#8217;un evinin kapısının açık olduğunu farketti ve başına birşey gelmiş olabileceğini düşünüp içeri girdi. Giriş katını dolaştı fakat kimse yoktu. İkinci kata çıktı ve mutfağın kapısının açık olduğunu farketti. Mutfağa gittiğinde Jud Crandall&#8217;ın ölü vücudunu gördü. Cesedin yanında Gage duruyordu. Gage annesini görünce elleri arkada annesine doğru koşmaya başladı ve yanına geldiğinde elindeki neşter ile boğazını kesti. Jud&#8217;u da Gage öldürmüştü. Neşteri ise kendi evlerine gidip babasının çantasından almıştı. Louis sabah kalktığında Jud&#8217;un kapısının önündeki arabayı gördü ve içinde bir kuşku oluştu. Aşağı kata inip dört şırınga içine morfin doldurdu ve bu arada çantasında neşterinin bulunmadığını farketti. Jud&#8217;un evine doğru hareketlendi. Şırıngalardan bir tanesi ile Church&#8217;u öldürdü ve yoluna devam etti. Jud&#8217;un evine girdi ikinci katın mutfağına geldiğinde adeta şok olmuştu. Jud ve karısı yerde ölü olarak yatıyordu. Bir süre karısına baktı ve sonra mutfaktan çıktı. On metre ilerisinde Gage elleri arkasında babasına doğru yaklaşıyordu. Louis Gage&#8217;in elini yakaladı ve şırıngaların ikisini oğluna sapladı. Şırıngalardakimorfin miktarı çok fazlaydı ve Gage hemen öldü. Bu arada Louis cesedin hayvan mezarlığına ne kadar geç gömülürse o kadar çok zararlı olduğunu farketti. Karısını dışarıya çıkarıp evi yaktı. Vakit kaybetmden karısını hayvan mezarlığına götürdü ve gömdü. Sabah olduğunda eski karısı geri dönmüştü.<br />
<br />
3. Kitabın ana fikri:<br />
Louis Creed&#8217;in kedisi ve oğlunu kaybettikten sonra onları hayvan mezarlığına gömmesi ve bu olyın sonuçları.<br />
4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:<br />
Louis Creed:<br />
Creed ailesinin babası. Ludlow kasabası yakınlarında bir üniversitede doktor olarak çalışıyor. Ailesine çok bağlı ve çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.<br />
Rachell Creed:<br />
Louis&#8217;in karısı. Çocukların eğitimi ile çok ilgilenen, aile bağları çok kuvvetli ve ayrıca çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.<br />
Eileen :<br />
Creed ailesinin tek kızı. Kedisini çok sever ve ayrı kalmaya dayanamaz.<br />
Gage :<br />
Creed ailesinin en küçük bireyi. Konuşmatı ve yürümeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bir kişi.<br />
Jud Crandall:<br />
Kasabanın en tecrübeli ve en yaşlı kişisi. Çok soğukkanlı bir kişi. Louis&#8217;e kasabaya alışmasında ve hayvan mezarlığı ile tanışmasında yardımcı oldu.<br />
Norma Crandall:<br />
Jud&#8217;un karısı. Romatizmalarından rahatsız ve çok yaşlı bir kişi.<br />
5.Kitap hakkındaki şahsi görüşler:<br />
Kitap baştan sona heyecan ve devamını merak edici bir biçimde anlatılmış çok akıcı bir kitap. Kişilerin psikolojik durumları ve içinde bulundukları sosyal durum iyi bir şekilde aktarılmış, fakat kitabın sonunda sanki kişide tam bir sonuca ulaşılmamış gibi bir his uyandırıyor.<br />
<br />
6.Kitabın yazarı hakkında bilgi:<br />
Stephen King 1947 yılında Portland&#8217;da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1973 yılı baharında &#8220;Göz&#8221; adlı romanı yayınlandı.<br />
Zamanla kısa hikayelerden roman yazmaya, ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi. Bir süre, senaryosunu yazdığı filmlerde hem oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 1974&#8242;te Colorado&#8217;ya taşınan King, burada &#8220;Medyum&#8221; adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine&#8217;e döndü. Aynı yıl içinde &#8220;Mahşer&#8221; adlı yapıtını kaleme aldı. Eserleriyle, birçok ödül kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King; &#8220;Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist&#8221; gibi birçok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. King&#8217;in Richard Bachman takma adıyla yazdığı az sayıda kitabı da bulunmaktadır.<br />
En iyi romanları: King&#8217;in neredeyse tüm eserleri dünyada büyük bir beğeni toplamış ve tamamına takını en çok satanlar listelerinde aylarca 1 numara olmuştur. Bununla birlikte subjektif bir yorumla en iyi eserleri şu şekilde sıralanabilir:<br />
1- O<br />
2- Sis<br />
3- Tılsım<br />
4- Medyum<br />
5- Ejderhanın Gözleri<br />
6- Mahşer<br />
7- Gerekli Şeyler<br />
8- Hayvan Mezarlığı<br />
9- Christine<br />
10- Kujo Ayrıca bu listeye dahil edilmemesine rağmen bir seri olan Kara Kule serisinin de geniş bir hayran topluluğu olduğunu ve farklı bir türde kaleme alındığı için, klasik King okumayan kişilerden bile milyonlarca okuyucusu olduğunu belirtmek gerekir.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153797-hayvan-mezarligi-kitap-ozeti-stephen-king.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fatmagülün Suçu Ne dizisi Oyuncu isimleri</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/153796-fatmagulun-sucu-ne-dizisi-oyuncu-isimleri.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:29:11 GMT</pubDate>
			<description>Fatmagülün Suçu Ne dizisi Oyuncu isimleri 
 
Ve Sonunda Aşkı memnu dizisinin yerine başlayacak dizi Kanal d ekranlarında merakla beklenilen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Fatmagülün Suçu Ne dizisi Oyuncu isimleri</i><br />
<br />
Ve Sonunda Aşkı memnu dizisinin yerine başlayacak dizi Kanal d ekranlarında merakla beklenilen fatmagülün suçu ne dizisinin çekimleri çeşmede başladı.İşte dizideki oyuncuların oynayacağı karakterler şöyle:<br />
<br />
Beren Saat &quot;Fatmagül&quot;<br />
Engin Akyürek,&quot;Kerim&quot;<br />
Kaan Taşaner &quot;Erdoğan&quot;,<br />
Engin Öztürk &quot;Selim&quot;,<br />
Buğra Gülsoy ise &quot;Vural&quot; rollerini canlandıracak. <br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/">Dizi Haberleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/153796-fatmagulun-sucu-ne-dizisi-oyuncu-isimleri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fatmagülün Suçu Ne Oyuncu Kadrosu</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/153795-fatmagulun-sucu-ne-oyuncu-kadrosu.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:26:31 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Fatmagülün Suçu Ne Oyuncu Kadrosu 
 
Evet Dizide ezel dizisi ile meşhur olan ismail filiz'inde başrol oynayacağı dilden dile dolaşırken ne dizinin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Fatmagülün Suçu Ne Oyuncu Kadrosu</i><br />
<br />
Evet Dizide ezel dizisi ile meşhur olan ismail filiz'inde başrol oynayacağı dilden dile dolaşırken ne dizinin fragmanında nede dizinin oyuncu kadrosunda ismi görülmedi o nedenle biraz şaşkınlık geçirenlerimiz olacaktır elbette ; <br />
<br />
Beren Saat - Fatmagül<br />
Engin Akyürek - Kerim<br />
Sumru Yavrucuk - Ebe Nine<br />
Musa Uzunlar - Reşat<br />
Murat Daltaban - Münir<br />
Fırat Çelik - mustafa<br />
Buğra Gürsoy - Vural<br />
Kaan Taşaner - Erdoğan<br />
Engin Öztürk - Selim<br />
Deniz Turkali - Perihan<br />
Seda Güven - Meltem<br />
Veda Yurtsever İpek - Ender<br />
Esra Dermancıoğlu - Mukaddes<br />
Bülent Seyran - Rahmi<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/">Dizi Haberleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/153795-fatmagulun-sucu-ne-oyuncu-kadrosu.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fatmagülün Suçu Ne 1.Bölüm</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/153794-fatmagulun-sucu-ne-1bolum.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:17:31 GMT</pubDate>
			<description>Fatmagülün Suçu Ne 1.Bölüm 
 
Çok Yakında Kanal D Ekranlarında Karşınıza çıkacak olan dizinin 1. bölümünde neler olacak sorusuna aradığınız cevaplar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Fatmagülün Suçu Ne 1.Bölüm</i><br />
<br />
Çok Yakında Kanal D Ekranlarında Karşınıza çıkacak olan dizinin 1. bölümünde neler olacak sorusuna aradığınız cevaplar burada <br />
<br />
Beren Saat ve Engin Akyürek'in başrollerini oynadığı Fatmagülün Suçu Ne <br />
<br />
Ellerinden Kayıp giden hayatlarını başkalarının çizdiği başka yolda sürüklemek isteyen 2 gencin hikayesidir bu.<br />
<br />
Fatmagül bir sahil kasabasında Abisi ve onunla zorla evlenmiş olan yengesi Mukaddes ile birlikte yaşamaktadır.Fatmagül Askerden dönen nişanlısı Mustafa ile evlenmek için artık günleri saymaktadır....<br />
<br />
Mustafa onun çocukluk arkadaşı olup Mustafa arkadaşlarıyla oynarken Fatmagül, onun kaçan misketlerini toplamış,kukalarını o dizmiş,annesi pantolonunu yırttığını görmesin diye eve gitmeden Fatmagül dikmiş pantolonunu hemde küçük elleriyle....<br />
<br />
Fatmagül sessiz ve pek fazla konuşmayan birisidir.Mustafa ona dokunmaya kıyamıyor.Birlikte oturacakları evi kendi elleriyle yapıyor.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/">Dizi Haberleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/dizi-haberleri/153794-fatmagulun-sucu-ne-1bolum.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çete Kitap Özeti Refik Halid Karay</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153793-cete-kitap-ozeti-refik-halid-karay.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:05:59 GMT</pubDate>
			<description>Çete Kitap Özeti Refik Halid Karay 
 
Kitap Özetlerini sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz bu sefer Refik Halid Karay isimli yazarımızın Çete isimli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Çete Kitap Özeti Refik Halid Karay</i><br />
<br />
Kitap Özetlerini sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz bu sefer Refik Halid Karay isimli yazarımızın Çete isimli romanın özetini sizlerle paylaşmak istedim.<br />
<br />
Bu roman; Çarlık Rusya&#8217;sından kaçan mülteci Nina&#8217;nın hayatını ve bir Türk subayı olan Kıran Beyin sergüzeştini anlatmaktadır. Olaylar; Suriye, Lübnan, Antep, Adana bölgesinde cereyan etmektedir.<br />
<br />
Albay Bremand, yüzbaşının hanımı olan Nina&#8217;ya, Türk Ordusunun her tarafı yağmaladığını söylemektedir. Nina&#8217;nın amacı ise albaydan ordular (Türk-Fransız orduları) hakkında gereken bilgileri almaktır. Nina, daha sonra bir gişeden Beyrut&#8217;tan Adana&#8217;ya nasıl gidebileceğini sorar. Fransızların isteği dışında gitmek isteyen kadın şüphesiz bir Fransız dostu değildir. İçlerinde bir Ermeni vardır. Geceyi bir otel odasında geçiren Nina, Bekirof&#8217;tan Adana&#8217;ya gidilecek yol hakkında bilgi alır. Yollar hep çeteler tarafından tutulduğu için Nina uygun zamanı beklemeye başlar.<br />
<br />
Adana Sultanisi (Lisesi) Fransızca Öğretmeni Nezih SUAD, akşam evine dönerken evinin kapısında çarşaflı birisini görür. Ona kim olduğunu sorar. O da:&#8221;Seni almaya geldim.&#8221; der. Çarşaflı kişi kadın değil erkektir. Tabancasının içinden Demir Beyin gönderdiği mektubu çıkarıp Nezih Beye verir. Mektupta şunlar yazılıdır: &#8220;Vaadini tutuyorsan seni cepheye çağırıyorum. Yoksul&#8217;a uy, beni bul.&#8221; Yoksul, Nezih&#8217;i Adana&#8217;dan alıp Demir Beyin karargâhına götürür. Burada Binbaşı Demir, Nezih&#8217;i bağrına basar; ona sorumlu olacağı bölgeleri gösterir ve oralar hakkında kendisine bilgi verir.<br />
<br />
Generalin balosuna davetli misafirler Çarlık Rusya&#8217;sından söz etmektedirler. Herkes kendi soyu hakkında mübalağalı konuşmaktadır. Nina, güzelliğiyle etrafındaki insanları âdeta büyülemektedir. Albay, Fransız Mühendisten Nina hakkında bilgi almaya çalışır. Albay, Nina&#8217;ya yaklaşarak ona, en kısa zamanda eşine kavuşacağını müjdeler. Hemen akabinde albay, Nina&#8217;ya Lübnan&#8217;ı ve Şam&#8217;ı nasıl bulduğunu sorar. Nina pek güzel bulmadığını söyler, ayrıca kendi soyunun da Cengiz Hana dayandığını söyler.<br />
<br />
Nezih Bey ile Yoksul&#8217;u Öksüz karşılar. Yoksul, çeteye yeni kumandanları Kıran&#8217;ı (Nezih Beyi) tanıtır. Artık çetenin yeni komutanı Kıran Bey&#8217;dir. Çete hakkında Yoksul ile Öksüz&#8217;den bilgi alan Kıran Bey, az zamanda kendisini çetesine sevdirmeyi başarır. Ovaları Öksüz, dağları ise Yoksul çok iyi bilmekte ve de tanımaktadır. Çete, İskenderun&#8217;dan Hamam ve Katma&#8217;daki işgal kuvvetleri merkezlerine yiyecek ve gereç götüren konvoyun önünü keserek, konvoyu vurur. İşgal ordusuna yardım ettiğini bildikleri bir Arap köyünü yakarlar. Bu, çeteciliğin gereklerindendir. Bu olaydan sonra Kıran Beyin çetesinin ünü her tarafa yayılır. Suriye&#8217;de Fransız işgaline karşı koyan Arap çeteleri kendisine adamlar gönderirler, dağlarda ziyafet çekerler. İşgal kumandanları Kıran Beye, Cengiz Hanın torunu demeye başlarlar. Ova ve dağ Türkleri ise kendisine bir Yavuz Selim yüzü yakıştırırlar. Bu sırada işgal güçleri büyük bir harekât hazırlığına başlamıştır. 6 Mart 1921&#8242;de Tataluşağı Savaş&#8217;ı olur. İşgal kuvvetleri bu çarpışmada darmadağın olurlar ve kumandanları Albay Derigoin de vurulup ölür.<br />
<br />
Savaştan hem galip hem de mağlup çıkan Kıran Beyin çetesi, savaşı unutup dinlenmeye başlar. Yoksul ile Öksüz, sahile inip etrafı gözetlemektedirler. Her taraf zifiri karanlıktır. Sahile yanaşmakta olan iki tane gemi görürler. Gemilerin birinden kavga ve gürültü sesleri gelmektedir. Bu sırada gemiden hızla uzaklaşmakta olan birisini görürler. Gemidekiler, kaçan kişiye ateş etmektedirler. Yoksul ile Öksüz bu ateşe karşılık vererek gelen kişiye yardımcı olurlar. Gelen kişi erkek değil kadındır. Bu kişi Nina&#8217;dır. Gözlerini açtığında karşısında iki kişi görür. Bunlar, hayatını kurtaran Öksüz ile Yoksul&#8217;dur. Nina yaşadığına inanamamaktadır. Başından geçenler bir film şeridi gibi gözlerinin önünde canlanıverir. Ölümden dönüşünü bu iki kişiye borçludur. Bunlar Nina&#8217;yı Şilan Kalesi&#8217;ne, Kıran Beyin yanına götürürler. Kıran Bey, Nina hakkında hiçbir şey bilmemektedir. Ona sorduğu sorular yanıtsız kalmaktadır. Nina, Kıran&#8217;dan kaleyi gezmek için izin alır. Kale gezisinde kendisine Öksüz refakat eder. Nina&#8217;nın Türkçe konuştuğunu duyan Öksüz, durumu hemen Kıran&#8217;a bildirir. Bu durum onların sık sık görüşmelerine neden olur. Böylece Nina ile Kıran arasında büyük bir aşk doğar.<br />
<br />
Nina ile Kıran arasında yaşanan aşkın macerası Öksüz ile Yoksul&#8217;un dönmesiyle birlikte sona erer. Çünkü Kıran, Nina&#8217;yı Fransızlara teslim edecektir. Ayrılık her ikisine de zor gelmektedir. Ayrılalı henüz birkaç saat olmuştur. Nina, Kıran&#8217;a etraflarının çevrili olduğunu söylemek için geri döner. Düşman kuvvetleriyle kıyasıya yapılan çatışmadan sonra Kıran Beyin çetesi galip gelir. Bu galibiyette Nina&#8217;nın büyük rolü vardır. 1921 yılının ekim ayında Ankara Antlaşması imzalanır ve Kıran Beyin çetesi de ortadan kaybolur. Savaştan sonra Kıran ile Nina evlenerek aşklarını ölümsüzleştirirler. Gülcihan adında bir kızları olur ve bunlar Hatay&#8217;a yerleşerek mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdürürler.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153793-cete-kitap-ozeti-refik-halid-karay.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hayvan Çiftliği Roman Özeti George Orwell</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153792-hayvan-ciftligi-roman-ozeti-george-orwell.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:04:01 GMT</pubDate>
			<description>Hayvan Çiftliği Roman Özeti George Orwell 
 
Major Çiftiğinin sahibi Jones, her gün yaptığı gibi, yine tavuk kümesinin kapısını kilitledi. Sarhoş...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Hayvan Çiftliği Roman Özeti George Orwell</i><br />
<br />
Major Çiftiğinin sahibi Jones, her gün yaptığı gibi, yine tavuk kümesinin kapısını kilitledi. Sarhoş olduğu için, tavukların girip çıktığıktığı deliği kapatmayı unuttu. Sonra odasına çıkarak derin bir uykuya daldı.<br />
<br />
Işıklar sönünce, koca domuz Major, gördüğü rüyayı çiftlikteki tüm hayvanlara anlatmak ister. Bu yüzden hayvanları, büyük samanlıkta toplamaya başlar. Az sonra tüm hayvanlar, yani inekler, tavuklar, atlar, eşekler, koyunlar, ördekler ve benzeri hayvanlar samanlıkda kendilerine uygun yerleri aldılar. Ara sıra birbirleriyle şakalaştılar.<br />
<br />
Sonra Major, yüksek bir yere çıkarak tüm hayvan arkadaşlarına hitap etmeye başladı. Rüyasına geçmeden önce, Hayvanların insanlar tarafından nasıl sömürüldüklerini, horlandıklarını ve ezildiklerini en ince ayrıntısına kadar anlattı. İnsanların, hayvanları mutlulukları için, işe yaradıkları sürece bir araç olarak gördükleri, işten güçten düştükçe de paçavra gibi atıkları ve hatta öldürüldükleri uzun uzun vurgulayarak konuşmasını sürdürdü.<br />
<br />
Major konuşmasının sonunda rüyasına geçti. Major, küçükken annesi ve babası ona bir şarkı ezberletmişler. Fakat sonraları unutmuş ve rüyasında şarkıyı hatırlamış ve arkadaşlarına şarkının sözlerini açıklamış. Bütün hayvan grupları şarkının sözlerini çok beğendiler. Sonra hep birlikte söylemeye başladılar. Bu sırada çiftlik sahibi bay Jones uyanır ve seslerin geldiği yöne doğru bir el ateş eder. Sonra tüm hayvanlar uykuya dalarlar.<br />
<br />
Samanlıktaki toplantıdan sonra Major, üç gün içinde öldü. Hayvan arkadaşları onu çiftliğin en güzel yerine gömdüler. Liderliği Snowball ve Napoleon adında yine iki domuz üstlendiler. Artık hayvanların iki tane liderleri vardı. Böylece ilk liderlik mücadelesi de başlamış oluyordu. Major&#8217;un öğretiklerini, artık bir fikir sistemi haline getirdiler. Hayvanları, çiftlik sahibi Jones&#8217;e karşı isyana hazırladılar.<br />
<br />
Bir gün Jones, hayvanların yemini geciktirince beklenenler oldu. Çiftlikte isyan başladı. Hayvanlar her tarafı yıkıp yaktılar. Gıdaları yağmaladılar ve karınlarını doyurdular. Sonra hep birlikte &#8221;İngiltere Hayvanları&#8217;&#8216; şarkısını söylediler. Artık çiftliğin mutlak hakimi idiler. Sonra domuzlar okuma yazma öğrendiler. Manor Çiftliği&#8217;nin kapısındaki yazıyı kaldırarak yerine &#8221;Hayvanlar Çiftliği&#8221; yazısını astılar. Sonra samanlığın duvarına &#8221;Hayvanizm&#8221; ilkelerini astılar. Bu ilkeler şunlardır:<br />
&#8211; İki ayakla yürüyenler hepsi kötüdür.<br />
&#8211; Dört ayakla ve kanatla yürüyenler dosttur.<br />
&#8211; Hiçbir hayvan elbise giyemez.<br />
&#8211; Hiçbir hayvan yatakta uyuyamaz.<br />
&#8211; Hiçbir hayvan alkol alamaz.<br />
&#8211; Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldüremez.<br />
<br />
Hayvanlar çiftliğe iyice hakim olduktan sonra çeşitli komiteler kurdular. Bunlar, okuma-yazma, ot biçme, yumurta toplama, demircilik ve marangozluk gibi komitelerdir. Bunlardan en fazla talep gören komite okuma-yazma komitesi idi. Bazı hayvanlar okuma-yazmayı çabuk kavradılar, bazıları ise hiç beceremediler. Genelde tüm gruplarda öğrenme isteği üst düzeyde idi. Grupların içinde en aktifleri domuzlardı. Bu nedenle domuzlar çiftlikte idareci pozisyonunda idiler. Bütün yenilikleri onlar getiriyor, bütün anlaşmasızlıkları onlar çözüyorlardı. Diğer hayvanlar bu durumdan memnun oluyorlardı. Çiftlikteki elma ve süt, domuzlara ayrılıyordu. Bu durum, bazı hayvan gruplarını rahatsız ediyordu. Sanki &#8220;sömürme ve art niyet var&#8221; gibi algılıyorlardı. Domuzlar bunu fark edince diğer hayvanlara bu durumu izah ettiler. Ayrıca, hayvanlar asla Jonesin bir daha çiftliğin sahibi olarak geri gelmesini istemiyorlardı.<br />
<br />
Çiftlikte olup bitenler, güvercinler yardımıyla diğer çiftliklere ulaştırılıyordu. Böylece hayvanlar şarkısı çevreye yayılıyordu. Bu sıralar bay Jones meyhanede çiftliğini hayvanlardan geri almak için taraftar topluyordu. Hemen bitişikte iki çiftlik daha vardı. Bu çiftliklerin sahipleri, sürekli hayvanlar aleyhine propaganda yapıyorlardı. Amaçları hayvan isyanını kendi çiftliklerine de sıçramamaktı. Bütün bu çabalara rağmen İngiltere Hayvanlar Şarkısı her tarafa yayılması önlenemiyordu. Bu durum insanlarda paniğe sebep oluyordu.<br />
<br />
Bu ara Jones ve adamları çiftliği geri almak için harekete geçtiler. Bunu haber alan hayvanlar, önlemler alırlar ve bir plan uygularlar. Neticede her iki taraf arasında müthiş bir kavga başlar ve sonuç olarak her iki taraftan çok büyük kayıplar verilir. Neticede Jones ve adamları geri püskürtülür. Bunun özerine hayvanlar o günü kurtuluş günü ilan ederler. Bu durumu insanlar endişe ile izlemektedirler. Bu mücadelede gösterdikleri üstün başarıları nedeni ile Boxser ve Snowball&#8217;a üstün hayvan nişanı verilir.<br />
<br />
Hayvanlar insanlara karşı ilk mücadeleyi kazandıktan sonra, kendi aralarında mücadele, çekemezlik ve kıskançlık başladı. Özellikle bu mücadele Snowball ve Napeleon arasında oluyordu. Yapacakları işleri anlatıyorlardı. İktidarı elde etmek amacı ile birlerinin koyusunu kazmaya başlamışlardı. Bir gün bir toplantı esnasında, hayvanlar Snowball&#8217;a karşı isyana başladılar. Bu isyan esnasında Snowball kaçarak kurtulmayı başardı. Böylece liderlik Napoleon&#8217;a geçti. Napoleon, daha önce karşı olduğu şeyleri yapmaya başladı ve herkesi de buna inandırmaya muvaffak oldu.<br />
<br />
Aradan yıllar geçti, hayvanların kısa ömürleri tükendi. Eskilerden sadece Clover, Benjamin, Moses ve birkaç domuzdan başka kimse kalmadı. Jones hastalanarak öldü. Snowball unutuldu. Clover ihtiyarlamış, emekliğini bekliyordu. Napoleon çok şişmanlamıştı. Sadece ihtiyar Benjamin hiç değişmemişti. Kısacası çiftlik eskiye nazaran daha güzel hale gelmişti. Çiftliğin adı da &#8221;Beylik Çiftliği&#8221; olmuştu.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153792-hayvan-ciftligi-roman-ozeti-george-orwell.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gün Olur Asra Bedel Cengiz Aytmatov</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153791-gun-olur-asra-bedel-cengiz-aytmatov.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:02:30 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Gün Olur Asra Bedel Cengiz Aytmatov Kitap Özeti 
 
Cem Yayın Evi &#8211; İstanbul &#8211; 1985 
 
Cengiz Aytmatov, dünyanın en önde gelen roman ve öykü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Gün Olur Asra Bedel Cengiz Aytmatov Kitap Özeti</i><br />
<br />
Cem Yayın Evi &#8211; İstanbul &#8211; 1985<br />
<br />
Cengiz Aytmatov, dünyanın en önde gelen roman ve öykü yazarlarındandır. Yapıtlarını Rusça veya Kırgızca olarak kaleme alan Aytmatov, roman ve öykülerinde Kırgız halkının yaşamını, kültürel yabancılaşmadan çevre kirliliğine değin pek çok sorunu değişik ve çarpıcı üslûpla kaleme almıştır.<br />
<br />
Pek çok ödül ve nişanın sahibi olan Aytmatov, yazarlığın yanında Kırgızistan&#8217;ın Lüksemburg Büyük Elçiliği görevini yürütmektedir.<br />
<br />
***<br />
&#8220;Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir&#8230;gider gelirdi.. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi&#8230;&#8221;<br />
<br />
Aytmatov&#8217;un çok tanınan eserlerinden biri olan &#8220;Gün Olur Asra Bedel&#8221;, diğer adıyla &#8220;Gün Uzar Yüzyıl Olur&#8221; esas itibarıyla Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal ve kültürel sorunların bir öz eleştirisidir. Aytmatov, romanında, geçmişin efsaneleriyle geleceğin bilim kurgusunu harmanladığı çok özel bir teknik uygulamıştır.<br />
<br />
Çağdaş romancılığın başyapıtlarından biri olan Gün Olur Yüzyıl Olur, aslında yalın bir kurguya dayalıdır. Uçsuz bucaksız bozkırların kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde, belki ayda bir trenin geçtiği istasyonda görevli iki arkadaştır, Yedigey ve Kazgangap.<br />
<br />
Aytmatov romanında, sıradan bir yaşamdan, ulusal ve toplumsal sorunlara gönderme yapar.Yer, Sarı Özek bozkırıdır&#8230;Kırgızistan&#8217;ın uçsuz bucaksız bozkırlarının birinde Sarı Özek&#8217;teki basit ve tekdüze bir yaşamın; demiryolcu Yedigey&#8217;in, İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan beri arkadaşı ve en yakın dostu Kazangap&#8217;ı, vasiyeti üzerine, atalarından miras kaldığına inandığı ve kutsal bildiği Sarı Özek bölgesinde bir mezarlığa gömmek istemesinin ve bu süreçte yaşadığı çelişkilerin öyküsüdür. Çevre ve kişiler, bize pek yabancı olmayan, Orta Anadolu bozkırlarının ve halkının adeta bir kopyasıdır.<br />
<br />
Aytmatov&#8217;un yapıtlarında başlangıç, aynı zamanda bitiştir. Başlayan her şey biter, biten her şey de yeni bir başlangıçtır. Zamanın erdiği bozkırlarda, gün, yüzyıl kadar uzun; geçen yüzyıllar ise bugün kadar yakındır aslında. Aytmatov tren raylarının sonsuzluğa uzayıp giden kıvrımları arasında yiyecek arayan bir tilkinin yaşadıklarını adeta empatik yaklaşımla yaşatır bizlere.<br />
<br />
Kazgangap, sağlığında, Kırgız efsanelerinin birinde adı geçen Nayman Ana türbesinin yer aldığı Ana Beyit bölgesine gömülmek istediğini söylemiştir.<br />
<br />
Her şey, bir devenin sırtında Ana Beyit mezarlığına yol alan cenaze konvoyunun en önünde giden Yedigey&#8217;in bilincinde oluşur ve gelişir. Sarı Özek&#8217;teki istasyondan kutsal mezarlığa giden cenaze konvoyunun başını çeken Yedigey, can dostu Kazgangap&#8217;la yaşadıklarını, bu kısa yolculuk sırasında geri dönüşlerle bilinç üstüne çıkarır. Romanın ilerleyen sayfalarında, anlatılanların, bu yolculuk boyunca tahayyül edilenlerin ürünü olduğu ortaya çıkar. Yedigey, koca ömrü, bir güne hatta saatlere sığdırır; geçmişin, şu anın ve geleceğin aynı şey olduğunu, deve sırtındaki bilinç akışlarında yaşar ve yaşatır.<br />
<br />
Gün Olur Yüzyıl Olur, dönemin yönetim anlayışına, Stalin diktatörlüğüne eleştirel bir bakış getirir. Bu eleştirel bakış, devlet kademelerinde görev yapan kişilere olumsuz karakterler çizilmesiyle kendisini gösterir. Roman kahramanlarında Sabitcan, bozkırın karşısında şehri, sıradan Kırgızın karşısında ise yönetime yakın, toplumsal yabancılaşmaya örneği temsil eder. Aytmatov&#8217;un yapıtlarında olumsuz kişilerin şahsında, sistemin yozlaşmış uygulamaları, üstü kapalı da olsa acımasızca eleştilir.<br />
<br />
Yedigey, can dostu Kazgangap&#8217;ın naaşını vefa borcunu ödemek üzere küçük bir cenaze konvoyuyla Ana Beyit&#8217;e götürmektedir. Ancak, destan kahramanı Nayman Ana&#8217;nın mezarının bulunduğu Ana Beyit&#8217;te, Sovyet yönetimince bir uzay üssü kurulmuştur.<br />
<br />
Cengiz Aytmatov, romanında &#8220;mankurt&#8221; kavramını bir sosyoloji terimi yapacak derecede çarpıcı sosyolojik saptama yapar. Mankurt, Aytmatov&#8217;dan sonra, geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla karşı tarafın buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi değerlerine, ailesine ihanet edenlerin ortak adıdır.<br />
<br />
Nayman Ana, mankurt olan oğlunu kurtarmaya çalışan, umut ve korku dolu bir yürekle çalkalanan bir Kırgız anasıdır. Onun mücadelesi, trajediyle bitse de, sonraki yüzyıllarda yaşanacaklara âdeta geçmiş çağlardan, ötelerden bir uyarıdır.<br />
<br />
Kırgız ananın trajedisi, bulduğu sandığı bir anda, oğlunun okuyla öldürülmesiyle, efsaneden modern topluma bir projeksiyon tutar. Tarihsel mankurtlaşma, aslında, modern zamanlarda yaşanan mankurtlaşmanın iz düşümüdür âdeta.<br />
<br />
Gün Uzar Yüzyıl Olur&#8217;da geçmiş ile şu an, gerçekler ile destanlar iç içedir. Juan Juanlar, Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanların topraklarını istilâ eder. Tutsak aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirirler. Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan deri, esirlere korkunç acılar verir. Tutsaklar bu işkencenin sonunda ya ölürler ya da mankurtlaşırlar yani belleklerini ve bilinçlerini yitirirler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını belleklerinden silmekle, insanlığın bilincini yok etmekle insanlık onurunu ayaklar altına almayı başarmış (?) bir topluluktur.<br />
<br />
Mankurtlaşan tutsak artık efendisinden başkasını tanımaz. Ne anasını, ne babasını, ne de bir başka şeyi hatırlar. Ağzı var, dili yoktur artık; isyanı ve itaatsizliği hiç düşünmeyen tek varlıktır yeryüzünde.,<br />
<br />
Yedigey&#8217;in Kazgangap&#8217;ı gömmek istediği yer, Nayman Ana&#8217;nın mezarı artık uzay üssüdür. Romanda yerleşik sistemin değerlerini simgeleyen Kazgangap&#8217;ın oğlu Sabitcan ise babasının cenazesine dahi zorla gelmiştir; herhangi bir sorun çıkmadan bir an önce törenin bitmesini ve şehre dönmeyi istemektedir.<br />
<br />
Üsse yaklaşan cenaze konvoyunu durduran nöbetçiler, buranın askerî bölge olduğunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana Beyit&#8217;e girmesine izin vermek istemezler. Tartışma sürerken Nöbetçi subay gelir. Nöbetçi subay Kırgız kökenli bir delikanlıdır. Kendi halkından bir muhatapla karşılaşan Yedigey sorunu çözeceği inancıyla konuyu açıklamaya başlar. Nöbetçi subayın cevabı çok kısa ve çarpıcıdır: &#8220;Yoldaş, Rusça konuş&#8221; . Yedigey afallayarak niçin Kırgızca konuşmadığını sorar. Kırgız subay görevde olduğunu, görevde iken Kırgızca konuşamayacağı cevabını verir.<br />
<br />
Konvoy çaresizlik içinde, kutsal topraklardan uzaklaşır. Yedigey başka bir yerde cenazeyi yaparak gömer; ancak Kırgız geleneklerini, tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek onu çok rahatsız etmiştir.<br />
<br />
***<br />
<br />
Aytmatov, baskıcı bir rejimin yerel ve ulusal değerleri silmeye çalıştığı bir zamanda alegrofik imgelerle ulusal kimliğini örten perdeyi aralamayı bilmiş, toplumsal sorunları ve bu sorunların derin yapılarını zamanın gündemine taşıma olanağını yaratmış ve romanlarıyla insanlığın hizmetine sunmuştur.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153791-gun-olur-asra-bedel-cengiz-aytmatov.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Huzur &#8211; Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Özeti]]></title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153790-huzur-8211-ahmet-hamdi-tanpinar-roman-ozeti.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:01:08 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Huzur &#8211; Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Özeti 
 
 
Dergah Yayınları &#8211; 1949 
 
1.KİTABIN KONUSU: 
 
Mümtaz&#8217;ın Nuran&#8217;a olan aşkının öyküsü. 
 
2.KİTABIN...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Huzur &#8211; Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Özeti</i><br />
<br />
<br />
Dergah Yayınları &#8211; 1949<br />
<br />
1.KİTABIN KONUSU:<br />
<br />
Mümtaz&#8217;ın Nuran&#8217;a olan aşkının öyküsü.<br />
<br />
2.KİTABIN ÖZETİ:<br />
<br />
Mümtaz ve Suat&#8217;ın Nuran&#8217;a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran&#8217;dan ayrılan Mümtaz&#8217;ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat&#8217;ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz&#8217;ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar&#8217;ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).<br />
<br />
Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece&#8217;de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul&#8217;un bir kronikçisi, İstanbul&#8217;da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor romanda. Huzur&#8216;un sonraki bölümlerinde Boğaz&#8217;a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçiyoruz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!<br />
<br />
Her yeni tecrübe gibi şahsîdir, her yeni tecrübe gibi ilktir. Mümtaz, bindiği bir Ada vapurunda Nuran&#8217;a rastlamış ve &#8220;Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her mânasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini işleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülyâ, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gittiğini&#8221; farketmiştir. Bu tesbitin arkası kendiliğinden gelecek ve zalim bir çocukluğun ara sokaklarından geçerek kendisini İhsan&#8217;ın kollarına atan Mümtaz, fikrî zeminini sağlamlaştırmış bir insan olarak duygusal arka planını inşa etmeye soyunacaktır: &#8220;O madem ki artık benim için herşeydir, o halde bütün kâinatımla ona taşınmalıyım.&#8221; der.<br />
<br />
3.KİTABIN ANA FİKRİ:<br />
<br />
Her aşkın bir ızdırap ve çilesi bazen insana mutluluk bazen de mutsuzluk verir.<br />
<br />
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
<br />
Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz&#8217;ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz&#8217;dır. Yazar, diğer üç<br />
karakteri de Mümtaz&#8217;la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. İstanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-İslam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. İlk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, İstanbul&#8217;un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işlemektedir.<br />
<br />
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:<br />
<br />
Kitap okuyucuyu aşırı şekilde etkilememekte ve okurken insanı çok sıkmakta,bunalmaktadır.<br />
<br />
<br />
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
<br />
Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 İstanbul doğumlu. Babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Andolu&#8217;nun çeşitli şehirlerinde sürdürdü eğitmini. İstanbul Darülfünun Edebiyat bölümününden 1923&#8242;de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara&#8217;da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde dersler veren Tanpınar, İÜ Edebiyat Bölümü Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde proesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olduktan sonra yeniden eğitim hizmetine döndü, 1949 yılında İÜ Edebiyat Bölümü Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi. 1962 yılında kalp rahatsızlığı sonucu ölen Ahmet Hamdi, çok sayıda şiir, hikaye, roman ve deneme yazmıştı.<br />
1949 tarihinde basılan &#8220;Huzur&#8220;, Ahmet Hamdi Tanpınar&#8216;ın en tanınmış romanıdır.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153790-huzur-8211-ahmet-hamdi-tanpinar-roman-ozeti.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Tereddütün Romanı &#8211; Peyami Safa Özeti]]></title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153789-bir-tereddutun-romani-8211-peyami-safa-ozeti.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 08:55:00 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bir Tereddütün Romanı &#8211; Peyami Safa Özeti 
 
Ötüken Yayınevi -İstanbul &#8211; 1987 
 
1.KİTABIN KONUSU : 
 
yazdığı güzel eserler sayesinde birçok kadınla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Bir Tereddütün Romanı &#8211; Peyami Safa Özeti</i><br />
<br />
Ötüken Yayınevi -İstanbul &#8211; 1987<br />
<br />
1.KİTABIN KONUSU :<br />
<br />
yazdığı güzel eserler sayesinde birçok kadınla tanışan fakat tereddütünün kurbanı olan yazar, kararsızlığı yüzünden ilişkilerinin hiçbirinde kesin bir sonuç elde edemez. Yazarın olaylara karşı bu ilgisizliği sadece kendisinin degil tanıştığı insanların hayatını da karartmıştır.<br />
<br />
2.KİTABIN ÖZETİ:<br />
<br />
Mualla hanım kendisine yakın bir dostu tarafından tavsiye edilen kitabı tereddüt içinde okur. Kitapta anlatılanlar Mualla hanımın ilgisini çok çok çeker. Kitabı elinden bir türlü bırakamaz. Kitapta zehirlenen, ölüm ile yaşam arasında mekik dokuyan bir adamın hiç geçmeyen zamanı, yanlız bir şekilde ölüm korkusu anlatılıyor. Mualla hanım kitabın yazarını merak eder ve daha sonra bir aile dostu olan Raif Bey tarafından yazarla tanıştırılır. Raif Bey Mualla hanımın saf, temiz ve iyi bir aile kızı olduğunu, bekar olan yazarın onunla evlenmesinin uygun olacağını söyler. Kızla tanışan yazar kızı çok beğenir ve evlenme teklif eder, fakat cevabı için Mualla&#8217;ya zaman verir.<br />
<br />
Yazarın bu trklifini, İtalya&#8217;dan kocasından ayrılıp yazar için İstanbul&#8217;a gelen, yazarın eserlerini hayranlıkla okuyan, yazardan tiyatro eserleri için bilgi almaya gelen ve yazara aşık olan Vildan, bir partide duyunca soluğu bir gece yarısı yazarın otelinin önünde alır. Şöför yazarı otelden alır ve onu bekleyen arabaya getirir. Yazar koltuğa yayılmış, şaşkına dönmüş kadını görünce tanıyamaz. Dikkatli baktıktan sonra hatırlar. Vildan hanım Mualla hanıma yapılan teklifi kıskanmaktadır. Yazar o gece ona özel olarak hazırladığı odaya götürmek için ısrar eder. Yazarın bütün bu ısrarlarına karşı gitmemek için direnir ve sonunda çok geç olduğunu bahane ederek onu ikna eder. Daha yazara telefon açıp müsait bir zamanda gideceklerdi&#8230;<br />
Sabah olunca yazar, oteli çok sevdiği için otelden taşınmaz ancak kapıcıyı kendisini telefonla soranlara otelden taşındığını söylemesi için tembihler. Daha sonra Vildan hanım iş yerine gelerek yazarı bulur. Yazar kimsenin Vildan&#8217;ı işyerinde görmemesi için gideceğine dair söz verir. Bir perşembe günü gidecektir. Vildan hanım her şeyi hazırlayıp heyecan içinde beklerken tereddüt içinde olan yazar kapıdan geri döner. Sonra gitmediğine pişman olur. Yazar yine tereddüt içindedir ama perşembe günü geleceğini bildirir.<br />
Vildan hanım yazarı eşi gibi karşılar. Tereddüt içindeki yazar biraz rahatlar. Bu rahatlık uzun sürmez. Vildan hanım aldığı fazla alkol ve ilaçların etkisiyle kendisinden geçip bilinçsizce sayıklar. Gerçek adının Vildan olmadığını, ermeni asıllı olduğunu, anlatılan her şeyin hikaye olduğunu söyler. Sonra üzerinda İtalyanca &#8220;Bu hançer bir kalbe girecek? diye yazılan bir hançer çıkarır. Vildan hanım çok uzaklara gidip ıssız bir ormanda hançeri kalbine sokmanın planlarını yapmaktadır. Uzun süre sayıklayan bitkin haldeki Vildan derin bir uykuya dalar. Yazar, sabahleyin kapıyı açtığında kapıcıyı görür Vildan&#8217;ı ona teslim edip uzaklaşır. Aradan bir hafta geçince evine tekrar uğradığında Vildan hanımın adresi bilinmeyen bir yere taşındığını öğrenir. Yazar için Vildan hanım tarihe karışmıştır.<br />
<br />
3.KİTABIN ANA FİKRİ :<br />
<br />
Tereddütle yapılan bir işte başarı elde etmek mümkün değildir. En kötü karar kararsızlıktan daha iyidir.<br />
<br />
4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Mualla: okumayı seven, dürüst, saf ve temiz bir aile kızıdır.<br />
Vildan: Yazarı elde etmeye çalışan, bu uğurda İtalya&#8217;dan kocasını terkedip gelen, kıskanç bir kadın. Yazarın tereddütleri karşısında tarihe karışmştır.<br />
Yazar: Karar vermekte güçlük çeken ve herşeye tereddüyle yaklaşan kararsızlığı yüzünden kalıcı ilişkiker kuramayan duygusal bir kişiliğe sahiptir.<br />
<br />
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:<br />
<br />
Başlangıçta ilgi çeken kitap, sonlarına doğru cok sıkıcı bir hal almaktadır. Herşeye tereddütle yaklaşılan kitapta olaylar hakkında bir türlü kesin karar verilmemekte ve olaylar arasındaki kopukluklar kitabı zevksiz hale getirmektedir.<br />
<br />
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
<br />
Peyami Safa<br />
(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul&#8217;da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa&#8217;nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul&#8217;da öldü<br />
Başlıca eserleri: Gençliğimiz , Şimşek, Sözde Kızlar , Mahşer, Bir Akşamdı, Süngülerin Gölgesinde, Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü, Canan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye , Atilla, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya&#8217;nın Koltuğu, Yalnızız, Biz İnsanlar.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153789-bir-tereddutun-romani-8211-peyami-safa-ozeti.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fatmagülün suçu ne romanı Özeti</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153788-fatmagulun-sucu-ne-romani-ozeti.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 07:29:09 GMT</pubDate>
			<description>Fatmagülün suçu ne romanı Özeti 
 
Çok Yakında Kanal D Ekranlarında Perşembe Akşamları Karşınıza çıkacak olan dizi Ayşegülün Suçu ne yine bir türk...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Fatmagülün suçu ne romanı Özeti</i><br />
<br />
Çok Yakında Kanal D Ekranlarında Perşembe Akşamları Karşınıza çıkacak olan dizi Ayşegülün Suçu ne yine bir türk edebiyatı klasiği ve kitabın özeti ise şöyle <br />
<br />
fatmagülün suçu ne konusu<br />
Fatmagülün suçu ne kitabı hakkında<br />
fatmagülün suçu ne roman konusu<br />
<br />
<br />
Fatmagül genç bir köylü kızıdır. Bir gün ona 3&#8242;ü zengin çocuğu olmak üzere 4 adam tecavüz ederler. Kızın deli bir abisi dışında kimsesi yoktur. Ama devlet onu korumak için failleri yakalayıp hapse atar.<br />
<br />
Zengin cocukların aileleri tek çözümü fakir çocuğu kandırmakta bulurlar. Bir sene evli kalsın, hemen boşatacaklardır ikisini, söz verirler. Fatmagül o sırada hamile değildir, hamile kaldığı için degil, tecavüze uğradığı için Türk kanunlarına göre tecavüzcülerden birisi onunla evlenirse dava düşecektir.<br />
<br />
Felaket bir dramdır bu. Gencecik kız sevmediği bir tecavüzcü ile evlendirilir. Üstelik adam bundan oturu inanılmaz pişmandır. Zengin çocuklar kendi şehirlerine dönmüş, o bu herkesin yattığı kızla bir evde üstelik evli olarak kalmıştır. Başından atmaya çalışır kızı, ama atamaz. Bu onu daha da hırslandırır. İçer, döver kızı. Her şeyden suçlu olan bu kızdır işte.<br />
<br />
Sarhoş bir gecesinde yine kızla birlikte olur. Kiz sevmiştir onu, kabul eder. Ama ne zaman ki hamile kalır kız, adam sinirlenir, Bu sefer hastanelik edene kadar döver, kızın karnına attığı tekmeler doğmamış bebeğini öldürür. Fakat kız onu ele vermez hastanede, düştüm der ısrarla. Bu olay aklını başına getirir adamın. Sonuçta tecavüz etmiş olan onlardır.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153788-fatmagulun-sucu-ne-romani-ozeti.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çocuk Kalbi Kitap Özeti</title>
			<link>http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153787-cocuk-kalbi-kitap-ozeti.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 07:24:38 GMT</pubDate>
			<description>Çocuk Kalbi Kitap Özeti Edmondo De Amicis 
 
Kitap özetlerini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduğumuzu belirtmek isterim öncelikle yine güzel bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i>Çocuk Kalbi Kitap Özeti Edmondo De Amicis</i><br />
<br />
Kitap özetlerini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduğumuzu belirtmek isterim öncelikle yine güzel bir kitapla karşınızdayız bu seferki kitabımızın adı Çocuk Kalbi gerçekten eğitici bir kitap bunu bilmenizi isterim baştan .<br />
<br />
<br />
KİTABIN ADI : Çocuk Kalbi<br />
KİTABIN YAZARI : Edmondo De Amicis<br />
<br />
KİTABIN ANA DÜŞÜNCESİ<br />
<br />
Etrafındaki öğrenci arkadaşlarına göre maddi bakımdan iyi durumda olan ve ailesi tarafından ilgi gören çocuğun bu ilgiye fazla layık olamaması.<br />
<br />
Bu ana düşünce çocuğa doğrudan verilmemiştir. Hikayenin sonunda ana düşünce daha net verilmiştir.<br />
<br />
Bu kitap bir çocuğun ailesine saygılı davranması gerektiğini,arkadaşlarına iyi davranmasını gerektiğini göstermiştir. Yardımlaşmanın önemi belirtilmiş ve önyargılı davranmamamız gerektiği belirtilmiştir<br />
<br />
KİTABIN ÖZETİ<br />
<br />
İtalya da bir mahalle okulunda 3.sınıfa yeni başlayan Enrico yeni öğretmeniyle tanışınca ilk başta hoşlanmaz. Eski öğretmeninin o güler yüzünü hatırladıkça üzülür fakat daha sonra yeni öğretmeninden hoşlanmaya başlar. Birgün Robetti adında bir çocuk okula giderken bir çocuğun atlı tramvay yolunda düştüğünü görür. Çocuğu kurtarırken kendi ayağı atlı tramvayın altında kalır. Bunu gören Enrico üzülür.<br />
<br />
Başka bir gün Enriconun sınıfına Calabriali bir öğrenci gelir. Öğretmen sınıfla kaynaşmasını sağlar.Uzaktan gelen bu öğrenciye iyi davranılmasını ister. Yine günün birinde annesi ve kız kardeşi ile yoksul bir kadına çamaşır götüren Enrico kapıyı açan kadını görür ve içeride sınıf arkadaşını görür. Babası olmayan crossi bütün zorluklara rağmen karanlık odada dersini yapmaya çalışır. Bu duruma üzülen Enriconun annesi para yardımında bulunur. Kitabın sonlarına doğru Enrico annesine saygısızlık yapar.Bu olaya üzülen anne ve babası Enricoya nasihatlarda bulunur.<br />
<br />
KİTABIN KONUSU<br />
<br />
Kitabın konusu İtalya da bir mahalle okulunda 3.sınıfı okuyan bir öğrencinin yazdığı bir yıllık okul hikayesidir.<br />
<br />
Konu ilgi çekici bir biçimde sunulmamıştır. Konusu olsun,içeriği olsun eğitici ve düşündürücü bir kitaptır.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/">Kitap Özetleri</category>
			<dc:creator>mustilife</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkkeyif.org/kitap-ozetleri/153787-cocuk-kalbi-kitap-ozeti.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
